İlçenin Cengiz Topel Caddesi üzerinde bulunan DEM Parti Yüksekova İlçe Başkanlığı önünde toplanan kitle, sloganlar eşliğinde yürüyüş yaptı. Yürüyüşün ardından yapılan basın açıklamasına DEM Parti Hakkari Milletvekilleri Öznur Bartın, Onur Düşünmez ve Vezir Parlak, Yüksekova Belediye Eş Başkanları Şadiye Kırmızıgül ve Şoreş Diri, DEM Parti İlçe Eş Başkanları Şeyda Bellier ve Abdullah Kırmızıgül ile çok sayıda vatandaş katıldı.
Basın açıklamasını DBP Yüksekova İlçe Eş Başkanı Reşit Güneç okudu.
Basın açıklaması tam metni şu şekilde;
“Suriye’de 2011 yılından bu yana devam eden iç savaş; yüzbinlerce insanın yaşam hakkını ihlal eden, zorla yerinden etmelerle ve ağır insan hakları ihlalleriyle derinleşen çok boyutlu bir kriz yaratmıştır. Bu süreçte Rojava’da yaşayan Kürt halkı, DAIŞ ve benzeri radikal silahlı çetelere karşı yürüttüğü mücadeleyle yalnızca kendi varlığını değil, bölgesel ve uluslararası güvenliği de savunmuştur.
Rojava’da ortaya çıkan toplumsal ve siyasal yapı; halkların, inançların ve kimliklerin eşitliği temelinde demokratik, çoğulcu ve katılımcı bir yönetim anlayışını esas almış, uluslarası kamuoyunda meşru bir karşılık bulmuş; Suriye’de barışçıl ve hukuka dayalı bir çözümün mümkün olduğuna dair önemli bir deneyim sunmuştur.
Ancak Esad rejiminin fiilen ve resmen çöküşünün ardından, dışarıdan güç devşirilerek başa getirilen Colani liderliğinde kurulan geçici hükümet, kısa sürede otoriter ve tekçi devlet pratiklerine yönelmiştir. Yakın dönemde Alevilere, Dürzilere ve en son Kürt Halkına yönelik saldırılar, toplu infazlar, işkenceler, zorla yerinden etmeler; Suriye’de yeni bir şiddet ve hukuksuzluk sürecinin inşa edilmek istendiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Halep’e yönelik son saldırılar, Rakka, Dêre Zor hattında tırmandırılan askeri operasyonlar ve Rojava’nın hukuki ve siyasal statüsünün ortadan kaldırılmasına yönelik Haseke ve Kobanê’ye dönük gerçekleşen kuşatmalar ve girişimler; sivillerin yaşam hakkını doğrudan tehdit etmekte ve Suriye’de kalıcı barış ihtimalini zayıflatmaktadır. Rojava’nın statüsüz bırakılması, Suriye’de birlikte yaşam perspektifini hedef aldığı kadar, bölgesel barışa da zarar vermektedir.
Ahmet El-Şara adıyla tüm dünyada aklanmaya çalışılan IŞİD artığı Colani’nin önderliğindeki HTŞ; ABD’den aldığı onay ve Türkiye’den ihraç ettiği askeri güç ile halklara, inançlara ve birlikte yaşama iradesine saldırırken, bir taraftan da Reqqa ve Dêre Zor’a yönelerek demokratik Suriye idealini tümüyle ezmeye çalışmakta, gerici kabile anlayışıyla Rojava halkını soykırım tehdidiyle karşı karşıya bırakmaktadır.
Kürt halkının tarihsel direnişiyle Kobanê’ye gömülen IŞİD, yeniden ayağa kaldırılmaya, tarihsel kazanımlar imha edilmeye çalışılmaktadır.
Bölgede giderek sertleşen savaş dinamiklerine, mezhepçi ve etnik fay hatlarını derinleştiren cihatçı saldırılara karşı barışı savunan, halkların eşitliği temelinde demokrasiyi esas alan ve bunu toplumsal barışın vazgeçilmez güvencesi olarak gören bir hatta yan yana gelmek tarihsel bir zorunluluktur. Savaşa, işgale ve vekâletçi güçler eliyle sürdürülen yıkım siyasetine karşı barışı, demokrasiyi ve halkların birlikte yaşam iradesini savunan ortak bir toplumsal ve siyasal duruşu birlikte inşa edelim. Bu duruş, yalnızca Suriye halkları için değil, Türkiye’de demokratik bir toplumun inşası için de hayati önemdedir.
Kürt halkının Suriye’de ağır bedeller ödeyerek elde ettiği kazanımlar meşrudur ve korunmalıdır. Bu kazanımlar, yalnızca Kürtlerin değil, Suriye’de yaşayan tüm halkların eşitlik ve özgürlük temelinde ortak bir yaşam kurabilmesinin güvencesidir. Silahlı gruplar eliyle bu iradeyi tasfiye etmeye dönük her girişim, bölgeyi daha derin bir istikrarsızlığa ve şiddet sarmalına sürüklemektedir.
Türkiye’nin ve batılı egemen güçlerin Suriye’ye yönelik askeri ve siyasi müdahaleleri, çözüm üretmekten uzak olduğu gibi çatışmaları daha da karmaşıklaştırmaktadır. Suriye’nin geleceği dış güçlerin jeopolitik hesaplarına değil, Suriye halklarının özgür iradesine dayanmalıdır. Bölgedeki tüm yabancı askeri güçler geri çekilmeli, silahların yerini siyasal ve demokratik çözüm kanalları almalıdır.
Bu çerçevede tüm demokrasi güçlerini, emek ve meslek örgütlerini, kadın hareketini, inanç topluluklarını, akademi çevrelerini ve toplumsal muhalefetin bütün bileşenlerini ortak bir sorumluluk almaya çağırıyoruz. İktidar blokunun Suriye’de çatışmayı derinleştiren, cihatçı yapılara alan açan ve bölgesel gerilimleri kalıcılaştıran politikaları karşısında sessiz kalmak, savaşın ve otoriterliğin yeniden üretilmesine dolaylı biçimde onay vermek anlamına gelmektedir.
Rojava sadece bir toprak parçası değil, bir hafızanın, inancın ve birlikte yaşam umudunun adıdır. Rojava’ya saldırı Kürdün kolektif hafızasına, ulus bilincine ve özgürlüğüne saldırıdır. Rojava devlet olmadan da örgütlenmenin, erkek egemenliği olmadan da düzenin, tek kimlik dayatılmadan da birlikte yaşamın mümkün olduğunu gösteren hakikat ışığıdır.
Direnen Kürt kadınının saçlarıyla ilmek ilmek örülen hakikat örüğü (kezî), Rojava şahsında kadın emeğiyle dirilen özgürlüğün tarihsel özetidir. “